6 Ağustos 2019 Salı

Liste

     Çok yakında yazacağım dedikten sonra kalemi ya elime alamadım ya da iki satır saçmalıklar karaladım bıraktım. Galiba şimdi hazırım. Biraz utanıyordum, çoktandır böyle bir şey yapmamıştım. Galiba artık yazabilirim. O tozları üstümden atabilirim. İnandım. Kahvemi de aldım geldim sohbete.


    Bu yılın başlarından beri kendime her ay başlamadan ya da yeni ayın ilk günü güzel bir liste yapıyorum. Okuyacağım kitaplar, Zeynep ile ilgili planlarım, önemli işlerim, dini hedeflerim olmak üzere maddeliyorum. Sayı da içerikleri yazıyorum.

    Geçen ay birer haftalık iki bol yolculuklu tatil yaptık (yanlış anlaşılmasın deniz tatili değil, gezi ve memleket tatili - küçük çocukla deniz tatiline gidecek hiç gücüm yok :) ), bu yüzden tümmm düzenimiz bozuldu ki ben düzen severim. Şimdi toparlamaya çalışıyorum. Zeynep'te ne uyku ne yeme içme düzeni kalmıştı. Çok şükür toparlanıyor. Onun dışında benim tüm hedefler de şaştı tabi. Artık Ağustos'ta toparlamak nasip olur inşallah. O kadar ki bu liste bile bugünlere sarktı. Böyle listeler yapanlar vardır mutlaka, yapmayanlara tavsiye ederim. Ben kendime planlı yaşamayı sevdiğimden belki de bu listeleri severim. Belli bir süre içinde neler yapıp neler yapmadığını görmek açısından çok etkili oluyor. Zamanın nasıl hızlı geçtiğini görüp, onun kıymetini bilmek için daha fazla çalışmak gerektiğini görüyorum.

    Haydi ben daha fazla oyalanmadan listemi yapayım.Tüm bunları bir yandan Zeynep'i oyalayarak yapıyorum elbette.


6 Ağustos 2019

23 Temmuz 2019 Salı

Yıllar Sonra

Hey! Sesimi duyan olacağını sanmasam da bir selam vermek istedim buralara. Uzun bir aradam sonra tekrar yazmaya çalıştıklarımla buralarda olacağım kısmetse. Çok yakında!

12 Mayıs 2013 Pazar

Mayısların İkinci Pazarı


Ölümler, doğumlardan çok dâhâ kabullenmesi zor olaylar...
Bugün anneler günü...
Bir yanımız sevinçli, bir yanımız hüzünle perdeli...

“Üzerimde sana geçmiş senelerde alınmış anneler günü hediyesi olan leoparlı hırkan var bu satırları yazarken. Sen yanımızda olsaydın babaanne, yine hediyelerle gelirdi torun torba, çoluk çocuk yanı başına elini öpmeye. Hep aklımızdasın da, böyle özel günlerde yokluğun hepten beliriveriyor yanı başımızda. Güzel günleri yâd edelim diye bak bir resim ekliyorum aşağıya. Seni hep gülerken hatırlayalım diye.


Diyeceksin ki sen geç bunları kızanım, annelerinizin kıymetini bilin yeter. Elimizden geldiğince onu da yapıyoruz babaanne, kendimize göre. Eminim ki oğulların, kızların, gelinlerin, damatların, torunların torbaların bu anneler gününde dualarla anıyorlar seni… Toprağın bol, yattığın yer cennet olsun canım benim…”

Başta benim güzel gözlü canım annem olmak üzere, tüm annelerin önünde saygı ile eğilerek anneler günlerini cânı gönüldeen kutluyorum. Yaşayanlara iyi ki varlar derken, göçüp gitmiş olanlara Allah’tan rahmet diliyorum…
Sevgilerimle.


Ceren YILDIZ

12.06.2013

7 Mayıs 2013 Salı

İyi Geceler Dizeleri



Merhabalar, gecenin sessizliğinden!

Çok kalmadan gideceğim…

İnsanın fikirleri saatler içerisinde bile, değişebiliyor değil mi? Ne çabuk etkilenen, ne kadar ani değişebilen varlıklarız diye düşünüyorum zaman zaman.

Cemal Süreya’nın Üstü Kalsın’ı birkaç gündür elimde. Kâh okuyorum, kâh düşünüyorum; kimi zaman kayboluyorum dizelerin arasında, kimi an kendimi bulup “Hah, işte bu! Tam da beni anlatmış, bana yazılmış!” diyorum.

Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün

Hamza şiirinin üçüncü ve dördüncü dizeleriyle umutlar ufkun ötesinde yerini alırken, bir diğer güzel şiir olan Kars’ın son kıtası berraklaştırmaya çalışıyor ufukta yitip gideni.

Nasıl olsa yine bir gün
Döneriz bu yollardan
Senin Elinde bir mendil
Öbüründe kuş sesleri

İşte bu dizelerdi sizinle paylaşayım dediklerim. Bu dizelerle iyi geceler dileyeyim istedim.

İyi, çok iyi geceleeer bu satırlarda gözleri gezinenlere, bin teşekkür ayrıca!!  :)


Cemal Süreya – Üstü Kalsın severek okuyoruz.

08. 05. 13

Ceren YILDIZ

30 Nisan 2013 Salı

Hissedilenlerden Bir Yansıma



Öncelikle herkese merhabalar ve gülücükler. Verdiğim aradan sonra böyle güzel bir nisan gecesi çıktım karşınıza. :)

Müge Sandıkçıoğlu’nun Diş ile Düş Arasında kitabındaki Ruh Degüstatörleri’ni okudum az önce. Sayfa 25te.

"Nedir bu degüstatörler, teknik bir şey mi pöf" diye okumaya başlarken, başka insanlardaki beni düşünür buldum kendimi.

Öncelikle nedir bu degüstatör diyorsanız; bir google yapın, iki araştırın sonra gelin kaldığınız yere.

Burada sevgili Sandıkçıoğlu ruhumuza dokunanlardan bahsetmiş;  Ruh Degüstatörleri demiş adına da. O bulmuş yani!

Ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız sizi acilen kitaba yönlendiriyorum, yoksa düş dünyanıza, tahminler âleminize salıyorum. Ruhunuza dokunanlar ve sizin ruhlarına dokunduklarınıza bir düşüne durun. 5 dakikaya buluşalım!



Heh, geldiniz mi? Hoş geldiniz tekrardan :))

Ne diyordum, yazıyı okurken çok başka yerlerde, başka insanların yanı başımda buldum kendimi. Kimin bana kendimi nasıl hissettirdiğini düşündüm, kime kendini nasıl hissettirdiğimi tahmin etmeyi denedim. İnsanların birbirleri üzerindeki etkilerini, birbirimiz üzerindeki etkilerimizi düşündüm.

Elde kocaman bir gerçek var ki, ben bu yazıdan çok etkilendim.

Benim ruhumun kokusunu kimler duyabiliyor diye merak ettim, içimden keşke şunlar duyabilse dedim.

İç çektim, başka âlemlere gittiiiiiim, geldiiim.

Sayfa 29da “Çünkü insanın ‘kendini’ arama serüveni, merakı hiç bitmeyecek.” cümlesi aklımızda, devam ediyoruz sayfalarda kaybolmaya.

Diş ile Düş Arasında - Müge Sandıkçıoğlu


30.04.2013

Ceren YILDIZ

18 Mart 2013 Pazartesi

18 Mart 2013

 Hayat hep bir geç kalışlar silsilesi ya da affedişler, pişmanlıklar, keşkeler mi?

 Düşünsene ne kattı bunlar hayatına? De ki, diyelim ki değer verenler zaten yanımızda; diğerleri olmasınlar lütfen. Rol yapmasınlar, boşluk doldurmaya çalışmasınlar.

 Her nefes bir umut barındırıyor. Yaşadığımız her an umut var!


"Her gün oynanan bir tiyatro oyununun perdesi yavaşça açılıyor. Sahnedesin. Tek başınasın. Başroldesin. Günaydın." -Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri - Yekta KOPAN (sf 44)


18.03.13

Ceren YILDIZ

8 Şubat 2013 Cuma

Biraz Kendime, Biraz Hayata, Biraz Kedere


 Gülmek için yaratılmış şarkısını pek sever, severek de dinler oldum bu aralar. Mesaj mı? Mesajım yok kimseye!

 Ben sitemim biraz kendime, biraz hayata, biraz kedere... Niye böyle çok severim diye...

 Sevginin gerçekliğini sonuna kadar kabul etmiş biri olarak, yüreğimizde bu güzelliği taşıyan nice insan adına konuşuyorum; gözlerimizde yaş olması çok acı. Böylesi güzel duyguları bastırmak, gösterememek, gizlemek ya da tek taraflı yaşamak... Hayatın gerçekleri ne kadar acı ve kabul etmesi zor oluyor kimi  zaman.

 O zaman hep birlikte rahmetli Ferdi Özbeğen'den bir kez daha dinleyelim... Gülmek için yaratılmışşşş, gözlerde yaşlar niyeeee...




 08.02.13

Ceren YILDIZ


14 Ocak 2013 Pazartesi

İmza: Kızın


Öndelikle herkese sımsıcak bir gülümseme eşliğinde "Merhaba" diyorum, burda olduğunuz için teşekkür ediyorum ve başlıyorum. :)

 Bir twit atayım dedim İmza : Kızın kitabı ile ilgili, baktım 140 karaktere sığmayacak hissiyatım, üşenme hemen bloğa yaz Ceren dedim. İyi ettim, herkes görsün istedim. J


Hepimizin bildiği üzre her kız için baba ayrı bir anlam taşır, çocuğu büyürken yanında olamasa da, annesiyle ayrı yaşasa da, mutlu bir yuvada aile olarak yaşasalar da, katil de olsa, içki de içse, sevgisini gösteremese de, sevgisini en güzel şekilde gösterse de, yani ne olursa olsun onlar babadır. Varlıklarını nasıl özel bir duyguyla en güzel şekilde ifade edebiliyor isek, yoklukları ya da aslında var olarak yok oluşları da bizim için o kadar buruktur.

İmza: Kızın’da 100 küsür insan, 100 küsür babasının kızı, 100 küsür kız çocuğunun kalbi babasına bir şeyler yazmış, yazmakla da kalmamış bu güzel proje vasıtasıyla bizlerle paylaşmış.

Gözlerim kimi mektupta doldu taştı, kiminde yüreğime taş oturdu, kiminde “Aaa aynı benim babam” dedim ya da babasını babama benzettiğim kız çocukları oldu. Çok severek okudum, hatta inanmazsınız belki ama kitaba sarılıp ağladığım bile oldu, beni tanıyanlar bilir fazlasıyla sulugözümdür. (Kitabı okumaya başladığımda ailemi, babamı 1,5 aydır görmüyor olmamın, istediğimde ona sarılamayışımın etkisi de büyük oldu tabi. Bu yüzden ara verdim, eve gelince kaldığım yerden devam ettim.)

Ee, daha ne diyeyim? Siz daha okumadıysanız, alın okuyun pişman olmazsınız derim. Yitik Ülke Yayınlarına bizi böyle bir kitapla buluşturduğu için naçizane teşekkürlerimi sunarım, hazırlayan üç kız çocuğunun kalbine sevgilerimi yollarım.


14.01.13
Ceren YILDIZ

22 Aralık 2012 Cumartesi

Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı


Yoksa siz normal misiniz? Ya da kendinizi öyle mi sananlardansınız? :)) Tuhaf alışkanlıklara sahip değil misiniz? Bunlar alışkanlığa dönüştüğü için size öyle geliyor olmasın?

Cevabınız ne olursa olsun, sevgili Yitik Ülke Yayınlarından çıkan ve Kadir Aydemir’in hazırladığı Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı’nı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.


126 kişi bizler için kendi tuhaf alışkanlıklarını yazmış bulunuyor bu kitapta. Yazarından doktoruna, şairinden öğrencisine, gazetecisinden ev hanımına 126 insanın yazısı derlenmiş! Büyük bir emek söz konusu.

Neler mi göreceğiz TAK’ta? :))

TAK’ta  göreceğiz ki; tuhaf alışkanlıkları olanlar olarak yalnız değiliz, hatta daha aşırıları da var. Kimi zaman güleceğiz bu alışkanlıkları o kişinin dilinden izlerken; kimi zaman “Aaaa! Bu, olamaz ama…” “Ben de aynısını yapıyorum.” “Ama bu çok normal ki, neresi tuhaf!” “Bu kadar da olmaz.” diyeceğiz; kimi zaman, özellikle mimiklerimize engel olamadığımızda, göreceğiz ki biz de içten içe biliyoruz ki onlardan biriyiz.

Şahsen ben severek okudum, sizlere de bu tatlı kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Tavsiye benden, okuması sizden efendim. Hoşça bakın zatınıza…



22.12.12
Ceren YILDIZ

27 Kasım 2012 Salı

Unutmak Mümkün Mü?


         Sahi siz, ‘unutmak’ eyleminin var olduğuna inananlardan mısınız?

Bana sorarsanız eğer, yok teşekkürler ben almayayım. Ben inanmıyorum unutmanın var olduğuna. Hem hayatımızda iyi ya da kötü yer etmiş anları, anıları unutmaya layık bulmuyorum. “Unutmak yazmaz benim kitabımda, hep hatırlamak, hep hatırlamak.”

Ne kadar kötü olursa olsun durum, elbet bir iyi yanı ya da bizim açımızdan bir tecrübesi, kazancı vardır. Her şerde bir hayrın olması durumunun birer örneğidir onlar. -Tabi insanoğlu olarak yapılan iyilikleri aklımızdan çıkarmaya pek meyilliyiz de ben o konuda da daha dikkatli olmaya çalışıyorum. -Zamanla kötü olayların acısı, iyilerin heyecanı elbette siliniyor hatrımızdan ama bu onları söküp atabileceğimiz anlamına gelmiyor bence.

Bazen bu sebepten kendime kızsam da, galiba ben insanlarla aramdaki ilişkiye, aramızdakilere ve kişilerin kendilerine çok değer veriyorum.



Ceren YILDIZ

27.11.12

24 Kasım 2012 Cumartesi

Günlerden "24 Kasım - Öğretmenlerimizin Günü"


Bir özel gün yazısıyla daha karşınızdayım efendim… Ama bu seferki farklı çünkü beni de yakinen ilgilendiriyor, meslek açısından. J


İlkokul sıralarındayken ne olacağımı sorduklarında, modelist ya da stilist olacağım derdim kararlı bir şekilde. Malum çok güzel elbiseler tasarlıyordum oyuncak bebeklerim için, kalıp çıkarıyordum, örüyordum, makinede dikiş dikiyordum. E madem bu kadar zevk alıyorum, mesleğim olsun istedim. Olmadı. Hayat şartları beni kararımdan döndürdü. Sonra hayalimdeki mesleğim ilkokuldaki sınıf öğretmenim olan canım Zeynep Öğretmenimin branşıyla aynı oldu, matematik öğretmenliği. Acayip seviyordum matematiği, öyle böyle değil. Hep 100 puanlar, not olarak da 5ler havada uçuşurdu. Gel zaman git zaman liseye geldik ve 9.sınıfta karşılaştığım matematik hocam beni matematikten ve matematikle kurduğum gelecekten tamamen soğuttu sanırım, ani bir kararla yabancı dil bölümünü seçtim. Sınıftaki herkesin üniversitede kendini görmek istediği ideal bölüm İngilizce Öğretmenliği iken, ben kafamın dikine gidip aylarca Uluslararası İlişkiler diye sayıklayıp durdum, ne iş yaptığını bile bilmezdim o zamanlar. İsmi çok karizmatik bir meslek gibi gelirdi, hala da öyle gelir. Sonra sürü psikolojisiyle ben de öğretmen olmaya karar verdim lisedeki 2. senem bitmeden. Ona göre hazırlandım sınavlara, canla başla çalıştığım pek söylenemez İngilizce açısından ama bölüm konusunda çok istekliydim. Öğretmen olmak son ve kesin kararımdı.

Şimdi Sakarya Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 3.sınıf öğrencisiyim. Üniversite açısından, ilk mezunlar olacağımız için türlü türlü başa çıkması zor sorunlar yaşasak da bölümüme derin bir sevgi besliyorum. Çok mutluyum, gelecekten çok umutluyum. İnsanlara faydalı olma; nice insan, öğrenci yetiştirme idealim var. Hele de üniversite 1. sınıftayken ilk “Öğretmenim” diye hitap edildi ya bana, bu heyecanla okulu bir çırpıda bitiririm ben diye düşünmüştüm. Bu sene de kolejdeki öğrencilerimizden bu hitabı duyuyorum… Bundan daha büyük mutluluk zor bulunur bu hayatta, en azından şimdilik. J

Velhasıl, bugün en yüce mesleklerden biri olan “öğretmen”lerin, öğretmenlerimizin  günü! Üzerimizde anamız, babamızdan sonra belki de en çok hakkı olan insanların günü. Bana okuma yazma öğreten, hayatımı üzerine kuruyor olduğum İngilizceyi sevdiren, hayatıma yön vermemde yardımcı olan, ayağıma takılan taşları bir çırpıda atıvermemi sağlayan ve destek olan, bende tek bir zerre bile olsun emeği ve hakkı olan öğretmenlerim başta olmak üzere; tüm öğretmenlerin ve benim gibi bu yolda ter döken ve ileride meslektaşım olacak insanların Öğretmenler günün cani gönülden kutluyorum! Onlara saygı ve sevgilerimi gönderirken, ellerinden öperek her şey için çok teşekkür ediyorum. J

24. 11. 12
Ceren YILDIZ

10 Kasım 2012 Cumartesi

Günlerden "10 Kasım"


Hissettiklerimizi en çok böyle hüzün dolu günlerde kelimelere dökmekte zorlanırız diye düşünüyorum, en azından ben öyleyim. O sirende saygı duruşunda bulunurken hissettiğim duygu yoğunluğu her sene en az aynı yoğunlukta oluyor ve hatta katlanarak artıyor. 10 Kasımda İstiklal Marşı’mız da ülkeye ayrı bir sahip çıkma havasında ve öte yandan derin bir keder içerisinde söyleniyor.

Kimisi uyanık olduğu halde bir saygı duruşunda bulunmaya tenezzül etmezken kimisi uykusundan uyanıp o dakikayı bekliyor, o ayrı.

Googleda da seni anıyoruz Atam… Hele sosyal ağlarda paylaşılanları bir görsen…



Seni özlemenin tarifi yok. Bu öyle büyük, öyle ayrı bir özlem ki, başka bir şeyde tatmadığımız... Öyle derin bir üzüntü ki, bıraktıklarınla teselli bulmaya çalıştığımız…

Seni rahmetle anıyoruz, sana rahat bir uyku diliyoruz… Biz de burada arkandan senin yaptıklarını anlam veremediğimiz bir şekilde yıkmaya çalışanlara karşı koymaya çalışıyoruz… Canım Atam, Mustafam, Kemalim, bil ki seni çok seviyoruz…!






10 KASIM 2012
Ceren YILDIZ

7 Kasım 2012 Çarşamba

Uçurum


Baktım, hayli olmuş yazı paylaşmayalı benim sevgili bloğumda. Ayıp ama bana! Ne yapayım bayramdı, ödevdi, response paperdi, mataryel sunumuydu derkeeeen kayboldum son zamanlarda. Modumu en güzel şu resimle anlatabilirim herhalde;



Yazmıyor değilim! Sadece yoğunluktan biraz ara verdim yazdıklarımı pcye atmaya. Hey Hat! Onları da yaparız elbet, zamanımız varsa. :) Geçen yazdığım ama sizden sakladığım basit bir yazım vardı, kıyıda köşede vardır hep. Onu bir paylaşayım dedim, gerisi kısmet! :)


Bazı durumların insanın kendi seçimleri, sözleri, hırçınlığı, aniliğini sonucu olması kadar can yakan bir şey varsa o da bunlarının telafisinin imkânsız olmasıdır. Hele de hayatında gerçek anlamda ilk defa bir imkânsızlıkla karşı karşıya kalanlarımız için…

Öyle sözler sarf etmişizdir ki hiç söylenmeyecek yerlerde hiç söylenmemesi gereken insanlara, öyle bakış atmışızdır ki bizi hiç tanımayan birine mesela, kaybetmişliğin hırçınlığını hareketlerimize öyle ani yansıtmışızdır ki etrafa… Baştan aşağı yanlış yapıp baştan aşağı günahlara bürünmüşüzdür yani. Kazanacak durumdayken, tek bir şeyimiz bile kalmamıştır ortada. Her şeyimizi tek elde kaybettiğimiz kısa bir kumar oyunu gibi olmuştur yaşadıklarımız.

Öyle kaybetmişizdir ki bir daha kazanma şansımız yoktur. ‘İmkânsız’ denilen uçurumdan atlamışızdır.

Düşünelim bakalım, uçurumdan düşmüş bir insan için, kendisinin atlamış ya da arkasında itilmesi olması neyi değiştirir? Kurtulma ihtimali var mıdır?


13.10.12
Ceren YILDIZ

16 Ekim 2012 Salı

Nadide İnsansın Unutma!


Sık sık unuttuğumuz, dolayısıyla nadiren hatırladığımız bir şey var; kendimizle barışık olmamız gerektiği. Kabul edelim lütfen, her şeyi başaramayabiliriz. Her şeyi başaramayız zaten. Her istediğimizi yapma, her dileğimizi gerçekleştirme imkânımız yok! Öyle bir dünya yok çünkü. Bana her istediğini yaşayan bir insan söyleyin? Bir düşünün bakalım… Yok di mi? Ne öyle bir insan var bu dünyada, ne de biz öyle bir insan olabiliriz.

Ee, o zaman ne yapacağız? Her başarısızlığımızda, istediğimiz şeyleri her yapamayışımızda oyuncağı elinden alınmış üç – dört yaşındaki çocuk gibi birilerine şikâyet edip çözüm için medet umacağız ya da çaresizce ağlayacak mıyız? Hepimiz biliyoruz ki, böyle ne tatmin olmak mümkündür ne de mutlu olmak. O zaman kabullenmek gerek olası ihtimalleri. Başarısız olabileceğimiz ihtimalini kabul etmeliyiz. Bazı şeyleri başaramayabiliriz çünkü. İnsan doğası gereği sınırlarımız var, sınırlılıklarımız.

Kabul edelim ki, çok çalıştığımız bir sınavımız berbat bir şekilde sonuçlanabilir çünkü sorular bizim elimizde değil ve bilmediğimiz yerlerden gelebilir. En yakınlarımızla zamanla uzak kalabiliriz madden ya da manen ya da her ikisi de, -sebep her ne ise- insan bu değişebilir düşünceleri ve istekleri. O yüzden kimseye kendinden çok bağlanmayacaksın! Ve bilelim ki. Ve inanalım ki fani dünyadayız, şuan varız ama bir saniye sonrası için yok olabiliriz.

Başarılı ya da başarısız olabiliriz; çirkin ya da güzel, tembel ya da çalışkan… Her şeyden önce bunları kabul edip kendimizi sevmeli, kendimizle barışık olmalıyız yani o nadide insanla aramızı iyi tutmalıyız çünkü biz kendimiz için yaşıyoruz. En çok ona değer vermezsek, haksızlık etmiş olmaz mıyız? :) )

Önemli olan bunları söyleyebilmek değil de uygulayabilmek tabiî ki…





http://blog.milliyet.com.tr/nadide-insansin--unutma-/Blog/?BlogNo=383564


Ekim / 2012
Ceren YILDIZ

22 Eylül 2012 Cumartesi

Mecburen


Kimi zaman büyük beklentiler içinde buluruz kendimizi. Herkesi kendimiz gibi düşünceli, masum ve iyi niyetli sanırız. Hepsinin içinde bir güzellik olduğuna muhakkak inanırız. Çevremizdeki herkesin her dediğine inanır, hiçbir şeyi sorgulamayız. Hele de en sevdiklerimize hiç kıyamayız, kendimize kıymak pahasına da olsa.

            Zaman geçer ve biraz büyürüz. Biraz daha farklı düşünür, insanların bizim gibi olmayanlarıyla tanışıp üzülürüz. Kimi zaman affeder, kimi zaman kendimizi suçlarız ama kötü insanlardan paçamızı hep kurtarırız diye düşünürüz. (Hani her işte bir hayır vardır, Allah muhakkak ki bizi daha kötü bir durumdan koruyordur diyerek.)

Beklentilerimiz de küçülür biz büyüdükçe. (Hâlbuki daha da küçülecektir vakti geldikçe.) Biz hep iyi niyetle dua eder, yaşar gideriz yaşamın kıyısından. Kasti olarak insanlara kötü davranmamaya çalışırız, kötülük yapabilmek için ya çok büyük yaralar almak ya da niyetimizin yoldan çıkması gerektiğine inanırız. Kendimizi bozmayız bu sebepten. Kırılan kalbimizi tekrar tekrar tamir etmeye kalkışır, sonra yine bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalırız. Yükümüz bir parça daha artar. Büyüdükçe ağır gelir yaşananlar ama ertesi gün biz yine uyanıp hayata dört koldan sarılmaya çalışırız. Problemlerle karşılaşan tek biz değilizdir, hayata devam ederiz kaldığımız yerden... Mecburen. Ve bir kez daha anlarız ki insanlardan büyük beklentilerimiz olmamalı hiçbir zaman.


Ceren YILDIZ

22.09.2012

31 Temmuz 2012 Salı

Sokak Lambasının Altında


Bir çocuk ağlıyor
Sokak lambasının altında.
Annesini kaybetmiş,
Babası yok.
Elleri göğsünde birleşmiş,
Ayakları buz kesmiş,
Nefesi boğum boğum ve var gücüyle
Ağlıyor.


Sokak lambasına tutunmuş

Bir çocuk ağlıyor.

Tüm sessizliğini bozuyor haykırışı.

Annesini arıyor minik gözleri,

Ki babasını bilmemiş doğduğundan beri.

Minik elleri ve tüm çaresizliğiyle

Ağlıyor minik.

Ağlıyor ve kurtarılmayı bekliyor.

Sokak lambasının altında.



Annesi sesleniyor uzaktan,

Annesine sesleniyor uzaktan.

Ağlıyor ve bekliyor.

Gidiyor çaresiz.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Kuşlar Uçar

Ne güzeldir kuşlar kadar özgür olmak. Ya da özgürlüğüne inandığın kuşların yerinde olmayı arzulamak... Dünyayı öyle yukarıdan izlemek nasıl bir durum ve duygudur acaba, sormak lazım kuşlara.

Bulutlara yakın, onlara dost; insanlardan uzak uçmak… İnsanlara böylesi uzak, onlardan kopuk yaşamak… Nasıldır? Uçsuz bucaksız yerlere uçarken, en kötü insanlardan ve onların türlü hainliklerinden uzak kalabiliyorlar mı gerçekten? Biz onları bir an uçarken görüyoruz diye tüm ömürleri kanat çırpmaktan mı ibaret? Değmiyor mu o kanatlılar yeryüzüne? Belki de tam o anlarda dünyadaki milyonlarca insandan bazıları onlardan bazılarına zarar vermiyor mu kasıtlı ya da bilinçsizce? Ya da en zor durumlarında onlara kol kanat germiyor ve sevmiyor mu insanların hiçbiri…

Cidden, çok derin mevzular bunlar.

Bir terazi olsa elimde, koysam ikisini de birer kefeye. Hangisi ağır gelir acaba? Bilemem ki. Tüm dünya… Milyonlarca canlı… Milyonlarca insan… Milyonlarca da kanatlı… Milyonlarca da kuş… Kimin kime ne zaman yararı, ne zaman zararı dokunur ben bilemem. Sadece iki gözüm ve bir bedenim var. Bir an içerisinde yalnızca bir yerde olabilirim. Bunun tam tersi olma imkansızlığıyla birlikte bunun gibi daha birçoğuyla dolu dünyada bu durumu değerlendirmek benim ne haddime..

Ben sadece oturur balkonumdaki koltuğuma, çiçeklerimle konuşurken gözüme çarpan ve haddinden fazla sıcak bir yaz gecesinde yolunda emin bir şekilde kanat çırptığına inandığım martıları daha dikkatli incelemeye koyulurum. Sonrasında yaban mersini çayımdan bir yudum daha alırım. Sonra bir bakmışım ki masama oturmuşum elimde bir kalem, en sevdiğim dolma olanlarından ve önümde bir sayfa yazı, taze yazılmışından…



Ansızın bir kuş uçar gözümün önünden ve birkaç dize geliverir aklıma Tevfik Fikret’ten: “Kuşlar uçar, ben koşarım. Onların kanatları var, benim kanadım kollarım. Kuşlar kanadını çırpar, ben de kolumu sallarım. Uçun kuşlar, uçun kuşlar, hepinizle yarışım var.”



Ceren YILDIZ

27 Mayıs 2012 Pazar

Rica Etsem...

          Hep aynı soruyu soruyordu önüne gelene. Böyle bir soruya kimsenin verecek bir cevabı yoktu elbette. Kimisi ellerini kaldırıp “Ya sabır!”, “Şuna akıl ver Allahım.” diyor; kimisi gülüp geçiyor, kimisi acıyordu haline. Ama hepsinin ortak bir fikri vardı; bu adam kesinlikle bir akıl fukarasıydı, yoksa böyle bir şeyi nasıl söylesindi?

Aklı olan, “Rica etsem beni öldürür müsünüz?” sorusunu ciddi olarak sorup gerçek bir cevap bekler miydi?

Hala, saatlerdir oturduğu banktan bir milim kıpırdamamıştı. Zamandan bir haber nefes alıp veriyordu. Elbet onu öldürmeyi kabul edecek biri çıkacak diye düşünüyordu, yani derin düşüncelere dalmıştı. Bir sabıkalı, bir katil geçmez miydi bu sokaktan? Nasıl bir sokaktı bu, birini öldürmeyi bekleyen tek bir insanoğlu yok muydu? Nasıl insanlardı bunlar…

Özellikle son 7 yılda, bu soruyu duyan insan sayısı her geçen gün arıyordu fakat tek bir kişi bile çıkmamıştı bunu kabul eden. Bu yorgun gözlerle hayata bakmaktan yorulmuştu artık. Gideceği yere bir an evvel varmak istiyordu. Tek bir yakını bile yokken, yalnız başına yaşamanın zorluğunu anlayıp destek olmayan bir dünyada yaşamak kolay mıydı?


Tam bu derin düşüncelerin dibine vurmuşken tonton amcamız, ince bir sesle irkildi ve sağında ona bakan kadına çevirdi bakışlarını. “Pardon” dedi bayan, “Rica etsem beni öldürür müsünüz?”. Yağmurda koşarak yanına gelen sırılsıklam olmuş kadına tekrar baktı.

İşte o an anladı aslına yalnız olmadığını. Demek ki onun kadar yalnız, ya da en azından bu soruyla dolaşacak kadar yalnız olan biri daha vardı. Birbirlerine destek olurlarsa, belki de ölmek istemeye hiç gerek kalmazdı…


Ayrıca aynı yazı için başka bir link; http://heceler.com/06/03/rica-etsem/


Ceren YILDIZ

18 Nisan 2012 Çarşamba

Ah Şu İnsanlar


  Herkesten istediğim şeyleri duyabilirim. Bu imkâna herkes kadar sahibiz. Ama ya gerçekler? Üzerine binlerce toz yığını atıp onları arkamda bırakabilir miyiz? Tekrar onlarla ya da onları hatırlatan bir olayla karşılaştığımızda daha fazla acımaz mı kalbimiz? Kendimizi bir hayale kaptırıp yürüdüğümüz yolların ucu bucağı yoksa? İnsanlar o söyledikleri her ne ise, sırf bizi incitmemek ya da mutlu etmek için, belki de kendilerinin farkında olmadığından ötürü söylüyorlar ise? O zaman ne yaparım?

  İnsanlar bize duymayı istediğimiz şeyleri söyleyebilirler ve yanılabilirler, ya rüyalar ve hisler? Onlar da yanılırlar mı? Her zaman mı? Bir şeyin olacağına dair içimizde bugüne kadar hiçbir şey için hissetmediğimiz kadar kuvvetli bir olumluluk hissi varsa ve rüyalar da bunu doğruluyorsa… Hadi rüyaları geçtik diyelim bir anlık, ama bu hissin öyle böyle bir his olmadığını da hissediyorsak ne yapabiliriz?

  Ne yapacağımızı bulamayız ki. Gelişigüzel yaşarız bu kafa karışıklığıyla, hiçbir plan olmaksızın…

  Neyin olacağını çok kuvvetli bir şekilde hissediyorum ama zamanı var biliyorum. O zaman ne zaman bilemem. Tek bildiğim şuan o anın olmadığı.
  Hiçbir zaman hislerimle hareket edemedim, çünkü kendim için hiç kuvvetli bir hissim olmadı hatta bir hissim bile olmadı. O yüzden bu sefer sudan çıkmış bir balık gibiyim. Ne yapacağımı kestiremeden, yalpalayarak ilerliyorum. Sağa vuruyorum, solda buluyorum bazen kendimi ama düşmüyorum, güçsüz gözükmüyorum. Sendeleyerek ilerliyorum. Kimse yüzünden de durmuyorum, duraksıyorum sadece. Kimini arkamda bırakıyorum, kiminin kolundan tutup çekeliyorum. Tüm merakımla ve heyecanımla neler olacağını, hislerimin bir gün gerçekle örtüşüp örtüşmeyeceğini bekliyorum.

  Evet soru işaretlerim çok, ama belki de sadece çözmek için gereken cesaretim yok. “Belki yarın?”sorusu ile gözlüyorum doğmakta olan her güneşi tıpkı her güneşi onunla batırdığım gibi.

  Söylenebilecek birkaç güzel cümlem var bunları özetlemek için;
“İnsanlar birçok şey söylerler. Senin duymak istediklerini de söyleyebilirler. Fakat insanların bunları söylemeleri bunların gerçek olduğu anlamına gelmiyor. Sevdiğim bir söz vardır; ‘Everybody lies.’ “

Not 1: Resimden yola çıkarak ve resim hakkında daha fazla içerik görüntülemek için:
-Türkçe (linkteki kişisel fikirlerin gözardı edilmesi daha uygundur) : http://www.uludagsozluk.com/k/everybody-lies/

Not 2: Jason Walker'in Everybody Lies adlı bir şarkısı vardır, hoştur: http://www.youtube.com/watch?v=xYN3GZ0316Y

11 Nisan 2012 Çarşamba

Ne Eksik, Ne Fazla

 Geçenlerde bir arkadaşımdan duyduğum iki cümle ilgimi çekti;

“Sen hep kendi kendine dertlenir misin?”

“Güzel olanı yapıyorsun, devam et.”

  Arada verdiğim cevap “Galiba” idi.  Birleştirdim hemen, kendi kendime dertlenmemin güzel olduğunu söylemişti. Garipsedim bir an, hiç böyle düşünmemiştim. Öyle miydi gerçekten? Asıl önemli olan bu söylediği değil de, benim bunu yaptığıma dikkat etmiş olmasıydı sanırım. İlk defa biri benim bu yönümü eleştiriyordu.

  İnsanın başkaları için kendisini üzmesinin ne faydası olabilir ki, kendini yıpratmaktan başka diye düşünürdüm hep ama kendimi onun için üzdüğüm bir insandan bunu duymak mutlu etti beni, tebessüm yerleştirdi çehreme.

  Ben, karşımdaki insanları düşünerek, onları mutlu etmeye çalışıp özellikle benim yüzümden üzülmemelerine sebebiyet vermemeye çalışarak yaşamayı huzurlu buluyorum, huzurumu böyle buluyorum. Bilirim ki dilim sivrileşir kimi zaman, eleştirilerimin dozu kaçar ve telafisini yapmak yine benim boynumun borcudur. Kim ne düşünür bilmem ama vicdanım rahat olmadır.

  Bunu hak edenler olduğu kadar hak etmeyenler yok mudur, vardır şüphesiz. Bu doğrultuda bakmamayı da öğrendim düşe kalka.

  Ben sadece içimden geleni yapıyorum ve hissetmediğim hiçbir şeyi söylemiyorum. Ne eksik, ne fazla yani. Zaten öyle olmalı, değil mi?


  Ceren YILDIZ

Liste

     Çok yakında yazacağım dedikten sonra kalemi ya elime alamadım ya da iki satır saçmalıklar karaladım bıraktım. Galiba şimdi hazırım. Bir...