10 Kasım 2012 Cumartesi

Günlerden "10 Kasım"


Hissettiklerimizi en çok böyle hüzün dolu günlerde kelimelere dökmekte zorlanırız diye düşünüyorum, en azından ben öyleyim. O sirende saygı duruşunda bulunurken hissettiğim duygu yoğunluğu her sene en az aynı yoğunlukta oluyor ve hatta katlanarak artıyor. 10 Kasımda İstiklal Marşı’mız da ülkeye ayrı bir sahip çıkma havasında ve öte yandan derin bir keder içerisinde söyleniyor.

Kimisi uyanık olduğu halde bir saygı duruşunda bulunmaya tenezzül etmezken kimisi uykusundan uyanıp o dakikayı bekliyor, o ayrı.

Googleda da seni anıyoruz Atam… Hele sosyal ağlarda paylaşılanları bir görsen…



Seni özlemenin tarifi yok. Bu öyle büyük, öyle ayrı bir özlem ki, başka bir şeyde tatmadığımız... Öyle derin bir üzüntü ki, bıraktıklarınla teselli bulmaya çalıştığımız…

Seni rahmetle anıyoruz, sana rahat bir uyku diliyoruz… Biz de burada arkandan senin yaptıklarını anlam veremediğimiz bir şekilde yıkmaya çalışanlara karşı koymaya çalışıyoruz… Canım Atam, Mustafam, Kemalim, bil ki seni çok seviyoruz…!






10 KASIM 2012
Ceren YILDIZ

7 Kasım 2012 Çarşamba

Uçurum


Baktım, hayli olmuş yazı paylaşmayalı benim sevgili bloğumda. Ayıp ama bana! Ne yapayım bayramdı, ödevdi, response paperdi, mataryel sunumuydu derkeeeen kayboldum son zamanlarda. Modumu en güzel şu resimle anlatabilirim herhalde;



Yazmıyor değilim! Sadece yoğunluktan biraz ara verdim yazdıklarımı pcye atmaya. Hey Hat! Onları da yaparız elbet, zamanımız varsa. :) Geçen yazdığım ama sizden sakladığım basit bir yazım vardı, kıyıda köşede vardır hep. Onu bir paylaşayım dedim, gerisi kısmet! :)


Bazı durumların insanın kendi seçimleri, sözleri, hırçınlığı, aniliğini sonucu olması kadar can yakan bir şey varsa o da bunlarının telafisinin imkânsız olmasıdır. Hele de hayatında gerçek anlamda ilk defa bir imkânsızlıkla karşı karşıya kalanlarımız için…

Öyle sözler sarf etmişizdir ki hiç söylenmeyecek yerlerde hiç söylenmemesi gereken insanlara, öyle bakış atmışızdır ki bizi hiç tanımayan birine mesela, kaybetmişliğin hırçınlığını hareketlerimize öyle ani yansıtmışızdır ki etrafa… Baştan aşağı yanlış yapıp baştan aşağı günahlara bürünmüşüzdür yani. Kazanacak durumdayken, tek bir şeyimiz bile kalmamıştır ortada. Her şeyimizi tek elde kaybettiğimiz kısa bir kumar oyunu gibi olmuştur yaşadıklarımız.

Öyle kaybetmişizdir ki bir daha kazanma şansımız yoktur. ‘İmkânsız’ denilen uçurumdan atlamışızdır.

Düşünelim bakalım, uçurumdan düşmüş bir insan için, kendisinin atlamış ya da arkasında itilmesi olması neyi değiştirir? Kurtulma ihtimali var mıdır?


13.10.12
Ceren YILDIZ

16 Ekim 2012 Salı

Nadide İnsansın Unutma!


Sık sık unuttuğumuz, dolayısıyla nadiren hatırladığımız bir şey var; kendimizle barışık olmamız gerektiği. Kabul edelim lütfen, her şeyi başaramayabiliriz. Her şeyi başaramayız zaten. Her istediğimizi yapma, her dileğimizi gerçekleştirme imkânımız yok! Öyle bir dünya yok çünkü. Bana her istediğini yaşayan bir insan söyleyin? Bir düşünün bakalım… Yok di mi? Ne öyle bir insan var bu dünyada, ne de biz öyle bir insan olabiliriz.

Ee, o zaman ne yapacağız? Her başarısızlığımızda, istediğimiz şeyleri her yapamayışımızda oyuncağı elinden alınmış üç – dört yaşındaki çocuk gibi birilerine şikâyet edip çözüm için medet umacağız ya da çaresizce ağlayacak mıyız? Hepimiz biliyoruz ki, böyle ne tatmin olmak mümkündür ne de mutlu olmak. O zaman kabullenmek gerek olası ihtimalleri. Başarısız olabileceğimiz ihtimalini kabul etmeliyiz. Bazı şeyleri başaramayabiliriz çünkü. İnsan doğası gereği sınırlarımız var, sınırlılıklarımız.

Kabul edelim ki, çok çalıştığımız bir sınavımız berbat bir şekilde sonuçlanabilir çünkü sorular bizim elimizde değil ve bilmediğimiz yerlerden gelebilir. En yakınlarımızla zamanla uzak kalabiliriz madden ya da manen ya da her ikisi de, -sebep her ne ise- insan bu değişebilir düşünceleri ve istekleri. O yüzden kimseye kendinden çok bağlanmayacaksın! Ve bilelim ki. Ve inanalım ki fani dünyadayız, şuan varız ama bir saniye sonrası için yok olabiliriz.

Başarılı ya da başarısız olabiliriz; çirkin ya da güzel, tembel ya da çalışkan… Her şeyden önce bunları kabul edip kendimizi sevmeli, kendimizle barışık olmalıyız yani o nadide insanla aramızı iyi tutmalıyız çünkü biz kendimiz için yaşıyoruz. En çok ona değer vermezsek, haksızlık etmiş olmaz mıyız? :) )

Önemli olan bunları söyleyebilmek değil de uygulayabilmek tabiî ki…





http://blog.milliyet.com.tr/nadide-insansin--unutma-/Blog/?BlogNo=383564


Ekim / 2012
Ceren YILDIZ

22 Eylül 2012 Cumartesi

Mecburen


Kimi zaman büyük beklentiler içinde buluruz kendimizi. Herkesi kendimiz gibi düşünceli, masum ve iyi niyetli sanırız. Hepsinin içinde bir güzellik olduğuna muhakkak inanırız. Çevremizdeki herkesin her dediğine inanır, hiçbir şeyi sorgulamayız. Hele de en sevdiklerimize hiç kıyamayız, kendimize kıymak pahasına da olsa.

            Zaman geçer ve biraz büyürüz. Biraz daha farklı düşünür, insanların bizim gibi olmayanlarıyla tanışıp üzülürüz. Kimi zaman affeder, kimi zaman kendimizi suçlarız ama kötü insanlardan paçamızı hep kurtarırız diye düşünürüz. (Hani her işte bir hayır vardır, Allah muhakkak ki bizi daha kötü bir durumdan koruyordur diyerek.)

Beklentilerimiz de küçülür biz büyüdükçe. (Hâlbuki daha da küçülecektir vakti geldikçe.) Biz hep iyi niyetle dua eder, yaşar gideriz yaşamın kıyısından. Kasti olarak insanlara kötü davranmamaya çalışırız, kötülük yapabilmek için ya çok büyük yaralar almak ya da niyetimizin yoldan çıkması gerektiğine inanırız. Kendimizi bozmayız bu sebepten. Kırılan kalbimizi tekrar tekrar tamir etmeye kalkışır, sonra yine bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalırız. Yükümüz bir parça daha artar. Büyüdükçe ağır gelir yaşananlar ama ertesi gün biz yine uyanıp hayata dört koldan sarılmaya çalışırız. Problemlerle karşılaşan tek biz değilizdir, hayata devam ederiz kaldığımız yerden... Mecburen. Ve bir kez daha anlarız ki insanlardan büyük beklentilerimiz olmamalı hiçbir zaman.


Ceren YILDIZ

22.09.2012

31 Temmuz 2012 Salı

Sokak Lambasının Altında


Bir çocuk ağlıyor
Sokak lambasının altında.
Annesini kaybetmiş,
Babası yok.
Elleri göğsünde birleşmiş,
Ayakları buz kesmiş,
Nefesi boğum boğum ve var gücüyle
Ağlıyor.


Sokak lambasına tutunmuş

Bir çocuk ağlıyor.

Tüm sessizliğini bozuyor haykırışı.

Annesini arıyor minik gözleri,

Ki babasını bilmemiş doğduğundan beri.

Minik elleri ve tüm çaresizliğiyle

Ağlıyor minik.

Ağlıyor ve kurtarılmayı bekliyor.

Sokak lambasının altında.



Annesi sesleniyor uzaktan,

Annesine sesleniyor uzaktan.

Ağlıyor ve bekliyor.

Gidiyor çaresiz.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Kuşlar Uçar

Ne güzeldir kuşlar kadar özgür olmak. Ya da özgürlüğüne inandığın kuşların yerinde olmayı arzulamak... Dünyayı öyle yukarıdan izlemek nasıl bir durum ve duygudur acaba, sormak lazım kuşlara.

Bulutlara yakın, onlara dost; insanlardan uzak uçmak… İnsanlara böylesi uzak, onlardan kopuk yaşamak… Nasıldır? Uçsuz bucaksız yerlere uçarken, en kötü insanlardan ve onların türlü hainliklerinden uzak kalabiliyorlar mı gerçekten? Biz onları bir an uçarken görüyoruz diye tüm ömürleri kanat çırpmaktan mı ibaret? Değmiyor mu o kanatlılar yeryüzüne? Belki de tam o anlarda dünyadaki milyonlarca insandan bazıları onlardan bazılarına zarar vermiyor mu kasıtlı ya da bilinçsizce? Ya da en zor durumlarında onlara kol kanat germiyor ve sevmiyor mu insanların hiçbiri…

Cidden, çok derin mevzular bunlar.

Bir terazi olsa elimde, koysam ikisini de birer kefeye. Hangisi ağır gelir acaba? Bilemem ki. Tüm dünya… Milyonlarca canlı… Milyonlarca insan… Milyonlarca da kanatlı… Milyonlarca da kuş… Kimin kime ne zaman yararı, ne zaman zararı dokunur ben bilemem. Sadece iki gözüm ve bir bedenim var. Bir an içerisinde yalnızca bir yerde olabilirim. Bunun tam tersi olma imkansızlığıyla birlikte bunun gibi daha birçoğuyla dolu dünyada bu durumu değerlendirmek benim ne haddime..

Ben sadece oturur balkonumdaki koltuğuma, çiçeklerimle konuşurken gözüme çarpan ve haddinden fazla sıcak bir yaz gecesinde yolunda emin bir şekilde kanat çırptığına inandığım martıları daha dikkatli incelemeye koyulurum. Sonrasında yaban mersini çayımdan bir yudum daha alırım. Sonra bir bakmışım ki masama oturmuşum elimde bir kalem, en sevdiğim dolma olanlarından ve önümde bir sayfa yazı, taze yazılmışından…



Ansızın bir kuş uçar gözümün önünden ve birkaç dize geliverir aklıma Tevfik Fikret’ten: “Kuşlar uçar, ben koşarım. Onların kanatları var, benim kanadım kollarım. Kuşlar kanadını çırpar, ben de kolumu sallarım. Uçun kuşlar, uçun kuşlar, hepinizle yarışım var.”



Ceren YILDIZ

27 Mayıs 2012 Pazar

Rica Etsem...

          Hep aynı soruyu soruyordu önüne gelene. Böyle bir soruya kimsenin verecek bir cevabı yoktu elbette. Kimisi ellerini kaldırıp “Ya sabır!”, “Şuna akıl ver Allahım.” diyor; kimisi gülüp geçiyor, kimisi acıyordu haline. Ama hepsinin ortak bir fikri vardı; bu adam kesinlikle bir akıl fukarasıydı, yoksa böyle bir şeyi nasıl söylesindi?

Aklı olan, “Rica etsem beni öldürür müsünüz?” sorusunu ciddi olarak sorup gerçek bir cevap bekler miydi?

Hala, saatlerdir oturduğu banktan bir milim kıpırdamamıştı. Zamandan bir haber nefes alıp veriyordu. Elbet onu öldürmeyi kabul edecek biri çıkacak diye düşünüyordu, yani derin düşüncelere dalmıştı. Bir sabıkalı, bir katil geçmez miydi bu sokaktan? Nasıl bir sokaktı bu, birini öldürmeyi bekleyen tek bir insanoğlu yok muydu? Nasıl insanlardı bunlar…

Özellikle son 7 yılda, bu soruyu duyan insan sayısı her geçen gün arıyordu fakat tek bir kişi bile çıkmamıştı bunu kabul eden. Bu yorgun gözlerle hayata bakmaktan yorulmuştu artık. Gideceği yere bir an evvel varmak istiyordu. Tek bir yakını bile yokken, yalnız başına yaşamanın zorluğunu anlayıp destek olmayan bir dünyada yaşamak kolay mıydı?


Tam bu derin düşüncelerin dibine vurmuşken tonton amcamız, ince bir sesle irkildi ve sağında ona bakan kadına çevirdi bakışlarını. “Pardon” dedi bayan, “Rica etsem beni öldürür müsünüz?”. Yağmurda koşarak yanına gelen sırılsıklam olmuş kadına tekrar baktı.

İşte o an anladı aslına yalnız olmadığını. Demek ki onun kadar yalnız, ya da en azından bu soruyla dolaşacak kadar yalnız olan biri daha vardı. Birbirlerine destek olurlarsa, belki de ölmek istemeye hiç gerek kalmazdı…


Ayrıca aynı yazı için başka bir link; http://heceler.com/06/03/rica-etsem/


Ceren YILDIZ

Liste

     Çok yakında yazacağım dedikten sonra kalemi ya elime alamadım ya da iki satır saçmalıklar karaladım bıraktım. Galiba şimdi hazırım. Bir...