22 Aralık 2012 Cumartesi

Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı


Yoksa siz normal misiniz? Ya da kendinizi öyle mi sananlardansınız? :)) Tuhaf alışkanlıklara sahip değil misiniz? Bunlar alışkanlığa dönüştüğü için size öyle geliyor olmasın?

Cevabınız ne olursa olsun, sevgili Yitik Ülke Yayınlarından çıkan ve Kadir Aydemir’in hazırladığı Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı’nı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.


126 kişi bizler için kendi tuhaf alışkanlıklarını yazmış bulunuyor bu kitapta. Yazarından doktoruna, şairinden öğrencisine, gazetecisinden ev hanımına 126 insanın yazısı derlenmiş! Büyük bir emek söz konusu.

Neler mi göreceğiz TAK’ta? :))

TAK’ta  göreceğiz ki; tuhaf alışkanlıkları olanlar olarak yalnız değiliz, hatta daha aşırıları da var. Kimi zaman güleceğiz bu alışkanlıkları o kişinin dilinden izlerken; kimi zaman “Aaaa! Bu, olamaz ama…” “Ben de aynısını yapıyorum.” “Ama bu çok normal ki, neresi tuhaf!” “Bu kadar da olmaz.” diyeceğiz; kimi zaman, özellikle mimiklerimize engel olamadığımızda, göreceğiz ki biz de içten içe biliyoruz ki onlardan biriyiz.

Şahsen ben severek okudum, sizlere de bu tatlı kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Tavsiye benden, okuması sizden efendim. Hoşça bakın zatınıza…



22.12.12
Ceren YILDIZ

27 Kasım 2012 Salı

Unutmak Mümkün Mü?


         Sahi siz, ‘unutmak’ eyleminin var olduğuna inananlardan mısınız?

Bana sorarsanız eğer, yok teşekkürler ben almayayım. Ben inanmıyorum unutmanın var olduğuna. Hem hayatımızda iyi ya da kötü yer etmiş anları, anıları unutmaya layık bulmuyorum. “Unutmak yazmaz benim kitabımda, hep hatırlamak, hep hatırlamak.”

Ne kadar kötü olursa olsun durum, elbet bir iyi yanı ya da bizim açımızdan bir tecrübesi, kazancı vardır. Her şerde bir hayrın olması durumunun birer örneğidir onlar. -Tabi insanoğlu olarak yapılan iyilikleri aklımızdan çıkarmaya pek meyilliyiz de ben o konuda da daha dikkatli olmaya çalışıyorum. -Zamanla kötü olayların acısı, iyilerin heyecanı elbette siliniyor hatrımızdan ama bu onları söküp atabileceğimiz anlamına gelmiyor bence.

Bazen bu sebepten kendime kızsam da, galiba ben insanlarla aramdaki ilişkiye, aramızdakilere ve kişilerin kendilerine çok değer veriyorum.



Ceren YILDIZ

27.11.12

24 Kasım 2012 Cumartesi

Günlerden "24 Kasım - Öğretmenlerimizin Günü"


Bir özel gün yazısıyla daha karşınızdayım efendim… Ama bu seferki farklı çünkü beni de yakinen ilgilendiriyor, meslek açısından. J


İlkokul sıralarındayken ne olacağımı sorduklarında, modelist ya da stilist olacağım derdim kararlı bir şekilde. Malum çok güzel elbiseler tasarlıyordum oyuncak bebeklerim için, kalıp çıkarıyordum, örüyordum, makinede dikiş dikiyordum. E madem bu kadar zevk alıyorum, mesleğim olsun istedim. Olmadı. Hayat şartları beni kararımdan döndürdü. Sonra hayalimdeki mesleğim ilkokuldaki sınıf öğretmenim olan canım Zeynep Öğretmenimin branşıyla aynı oldu, matematik öğretmenliği. Acayip seviyordum matematiği, öyle böyle değil. Hep 100 puanlar, not olarak da 5ler havada uçuşurdu. Gel zaman git zaman liseye geldik ve 9.sınıfta karşılaştığım matematik hocam beni matematikten ve matematikle kurduğum gelecekten tamamen soğuttu sanırım, ani bir kararla yabancı dil bölümünü seçtim. Sınıftaki herkesin üniversitede kendini görmek istediği ideal bölüm İngilizce Öğretmenliği iken, ben kafamın dikine gidip aylarca Uluslararası İlişkiler diye sayıklayıp durdum, ne iş yaptığını bile bilmezdim o zamanlar. İsmi çok karizmatik bir meslek gibi gelirdi, hala da öyle gelir. Sonra sürü psikolojisiyle ben de öğretmen olmaya karar verdim lisedeki 2. senem bitmeden. Ona göre hazırlandım sınavlara, canla başla çalıştığım pek söylenemez İngilizce açısından ama bölüm konusunda çok istekliydim. Öğretmen olmak son ve kesin kararımdı.

Şimdi Sakarya Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 3.sınıf öğrencisiyim. Üniversite açısından, ilk mezunlar olacağımız için türlü türlü başa çıkması zor sorunlar yaşasak da bölümüme derin bir sevgi besliyorum. Çok mutluyum, gelecekten çok umutluyum. İnsanlara faydalı olma; nice insan, öğrenci yetiştirme idealim var. Hele de üniversite 1. sınıftayken ilk “Öğretmenim” diye hitap edildi ya bana, bu heyecanla okulu bir çırpıda bitiririm ben diye düşünmüştüm. Bu sene de kolejdeki öğrencilerimizden bu hitabı duyuyorum… Bundan daha büyük mutluluk zor bulunur bu hayatta, en azından şimdilik. J

Velhasıl, bugün en yüce mesleklerden biri olan “öğretmen”lerin, öğretmenlerimizin  günü! Üzerimizde anamız, babamızdan sonra belki de en çok hakkı olan insanların günü. Bana okuma yazma öğreten, hayatımı üzerine kuruyor olduğum İngilizceyi sevdiren, hayatıma yön vermemde yardımcı olan, ayağıma takılan taşları bir çırpıda atıvermemi sağlayan ve destek olan, bende tek bir zerre bile olsun emeği ve hakkı olan öğretmenlerim başta olmak üzere; tüm öğretmenlerin ve benim gibi bu yolda ter döken ve ileride meslektaşım olacak insanların Öğretmenler günün cani gönülden kutluyorum! Onlara saygı ve sevgilerimi gönderirken, ellerinden öperek her şey için çok teşekkür ediyorum. J

24. 11. 12
Ceren YILDIZ

10 Kasım 2012 Cumartesi

Günlerden "10 Kasım"


Hissettiklerimizi en çok böyle hüzün dolu günlerde kelimelere dökmekte zorlanırız diye düşünüyorum, en azından ben öyleyim. O sirende saygı duruşunda bulunurken hissettiğim duygu yoğunluğu her sene en az aynı yoğunlukta oluyor ve hatta katlanarak artıyor. 10 Kasımda İstiklal Marşı’mız da ülkeye ayrı bir sahip çıkma havasında ve öte yandan derin bir keder içerisinde söyleniyor.

Kimisi uyanık olduğu halde bir saygı duruşunda bulunmaya tenezzül etmezken kimisi uykusundan uyanıp o dakikayı bekliyor, o ayrı.

Googleda da seni anıyoruz Atam… Hele sosyal ağlarda paylaşılanları bir görsen…



Seni özlemenin tarifi yok. Bu öyle büyük, öyle ayrı bir özlem ki, başka bir şeyde tatmadığımız... Öyle derin bir üzüntü ki, bıraktıklarınla teselli bulmaya çalıştığımız…

Seni rahmetle anıyoruz, sana rahat bir uyku diliyoruz… Biz de burada arkandan senin yaptıklarını anlam veremediğimiz bir şekilde yıkmaya çalışanlara karşı koymaya çalışıyoruz… Canım Atam, Mustafam, Kemalim, bil ki seni çok seviyoruz…!






10 KASIM 2012
Ceren YILDIZ

7 Kasım 2012 Çarşamba

Uçurum


Baktım, hayli olmuş yazı paylaşmayalı benim sevgili bloğumda. Ayıp ama bana! Ne yapayım bayramdı, ödevdi, response paperdi, mataryel sunumuydu derkeeeen kayboldum son zamanlarda. Modumu en güzel şu resimle anlatabilirim herhalde;



Yazmıyor değilim! Sadece yoğunluktan biraz ara verdim yazdıklarımı pcye atmaya. Hey Hat! Onları da yaparız elbet, zamanımız varsa. :) Geçen yazdığım ama sizden sakladığım basit bir yazım vardı, kıyıda köşede vardır hep. Onu bir paylaşayım dedim, gerisi kısmet! :)


Bazı durumların insanın kendi seçimleri, sözleri, hırçınlığı, aniliğini sonucu olması kadar can yakan bir şey varsa o da bunlarının telafisinin imkânsız olmasıdır. Hele de hayatında gerçek anlamda ilk defa bir imkânsızlıkla karşı karşıya kalanlarımız için…

Öyle sözler sarf etmişizdir ki hiç söylenmeyecek yerlerde hiç söylenmemesi gereken insanlara, öyle bakış atmışızdır ki bizi hiç tanımayan birine mesela, kaybetmişliğin hırçınlığını hareketlerimize öyle ani yansıtmışızdır ki etrafa… Baştan aşağı yanlış yapıp baştan aşağı günahlara bürünmüşüzdür yani. Kazanacak durumdayken, tek bir şeyimiz bile kalmamıştır ortada. Her şeyimizi tek elde kaybettiğimiz kısa bir kumar oyunu gibi olmuştur yaşadıklarımız.

Öyle kaybetmişizdir ki bir daha kazanma şansımız yoktur. ‘İmkânsız’ denilen uçurumdan atlamışızdır.

Düşünelim bakalım, uçurumdan düşmüş bir insan için, kendisinin atlamış ya da arkasında itilmesi olması neyi değiştirir? Kurtulma ihtimali var mıdır?


13.10.12
Ceren YILDIZ

16 Ekim 2012 Salı

Nadide İnsansın Unutma!


Sık sık unuttuğumuz, dolayısıyla nadiren hatırladığımız bir şey var; kendimizle barışık olmamız gerektiği. Kabul edelim lütfen, her şeyi başaramayabiliriz. Her şeyi başaramayız zaten. Her istediğimizi yapma, her dileğimizi gerçekleştirme imkânımız yok! Öyle bir dünya yok çünkü. Bana her istediğini yaşayan bir insan söyleyin? Bir düşünün bakalım… Yok di mi? Ne öyle bir insan var bu dünyada, ne de biz öyle bir insan olabiliriz.

Ee, o zaman ne yapacağız? Her başarısızlığımızda, istediğimiz şeyleri her yapamayışımızda oyuncağı elinden alınmış üç – dört yaşındaki çocuk gibi birilerine şikâyet edip çözüm için medet umacağız ya da çaresizce ağlayacak mıyız? Hepimiz biliyoruz ki, böyle ne tatmin olmak mümkündür ne de mutlu olmak. O zaman kabullenmek gerek olası ihtimalleri. Başarısız olabileceğimiz ihtimalini kabul etmeliyiz. Bazı şeyleri başaramayabiliriz çünkü. İnsan doğası gereği sınırlarımız var, sınırlılıklarımız.

Kabul edelim ki, çok çalıştığımız bir sınavımız berbat bir şekilde sonuçlanabilir çünkü sorular bizim elimizde değil ve bilmediğimiz yerlerden gelebilir. En yakınlarımızla zamanla uzak kalabiliriz madden ya da manen ya da her ikisi de, -sebep her ne ise- insan bu değişebilir düşünceleri ve istekleri. O yüzden kimseye kendinden çok bağlanmayacaksın! Ve bilelim ki. Ve inanalım ki fani dünyadayız, şuan varız ama bir saniye sonrası için yok olabiliriz.

Başarılı ya da başarısız olabiliriz; çirkin ya da güzel, tembel ya da çalışkan… Her şeyden önce bunları kabul edip kendimizi sevmeli, kendimizle barışık olmalıyız yani o nadide insanla aramızı iyi tutmalıyız çünkü biz kendimiz için yaşıyoruz. En çok ona değer vermezsek, haksızlık etmiş olmaz mıyız? :) )

Önemli olan bunları söyleyebilmek değil de uygulayabilmek tabiî ki…





http://blog.milliyet.com.tr/nadide-insansin--unutma-/Blog/?BlogNo=383564


Ekim / 2012
Ceren YILDIZ

22 Eylül 2012 Cumartesi

Mecburen


Kimi zaman büyük beklentiler içinde buluruz kendimizi. Herkesi kendimiz gibi düşünceli, masum ve iyi niyetli sanırız. Hepsinin içinde bir güzellik olduğuna muhakkak inanırız. Çevremizdeki herkesin her dediğine inanır, hiçbir şeyi sorgulamayız. Hele de en sevdiklerimize hiç kıyamayız, kendimize kıymak pahasına da olsa.

            Zaman geçer ve biraz büyürüz. Biraz daha farklı düşünür, insanların bizim gibi olmayanlarıyla tanışıp üzülürüz. Kimi zaman affeder, kimi zaman kendimizi suçlarız ama kötü insanlardan paçamızı hep kurtarırız diye düşünürüz. (Hani her işte bir hayır vardır, Allah muhakkak ki bizi daha kötü bir durumdan koruyordur diyerek.)

Beklentilerimiz de küçülür biz büyüdükçe. (Hâlbuki daha da küçülecektir vakti geldikçe.) Biz hep iyi niyetle dua eder, yaşar gideriz yaşamın kıyısından. Kasti olarak insanlara kötü davranmamaya çalışırız, kötülük yapabilmek için ya çok büyük yaralar almak ya da niyetimizin yoldan çıkması gerektiğine inanırız. Kendimizi bozmayız bu sebepten. Kırılan kalbimizi tekrar tekrar tamir etmeye kalkışır, sonra yine bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalırız. Yükümüz bir parça daha artar. Büyüdükçe ağır gelir yaşananlar ama ertesi gün biz yine uyanıp hayata dört koldan sarılmaya çalışırız. Problemlerle karşılaşan tek biz değilizdir, hayata devam ederiz kaldığımız yerden... Mecburen. Ve bir kez daha anlarız ki insanlardan büyük beklentilerimiz olmamalı hiçbir zaman.


Ceren YILDIZ

22.09.2012

Liste

     Çok yakında yazacağım dedikten sonra kalemi ya elime alamadım ya da iki satır saçmalıklar karaladım bıraktım. Galiba şimdi hazırım. Bir...